Blog: @TifosoTR - Cihan Demir

F1.albayrak.biz/tifosotr adresinde Cihan Demir'in Blog'unu görebilirsiniz. Twitter: @TifosoTR

Azim x Hırs + Tutku = Soichiro Honda

13 Oca 2020 05:17 tarihinde Apple. albayrak.biz tarafından yayınlandı   [ 26 Oca 2020 05:37 güncellendi ]

Bir insanın başına gelebilecek olumsuzlukların çoğunu yaşamış, bir çok girişimcinin sorunları çözme felsefesini değiştirmiş azmin, tutkunun ve hırsın tek bir bedende toplanmış hali Soichiro Honda.

Amerikan otomobil pazarının toplam hacminin neredeyse yüz 20’sinden fazlasını Honda marka otomobiller oluşturuyor.

Marka bugünlerini ise tabii ki Soichiro Honda’ya borçlu.

Soichiro Honda daha gencecik bir delikanlıyken mühendislik felsefesini ‘zevkler’ üzerine kuran farklı bir karakter.

Üretim zevki.

Honda’ya göre üretmekten keyif almadığınız hiçbir işte başarılı olamazsınız. Bu yüzden tüm Honda üretim tesislerinde ‘üretkenlikten zevk alma’ felsefesi uygulanır. Bu felsefe de öncelik insandır.

Satış zevki.

Pazarlama ve satış bir ürünün dünyaya açılması için en az üretim kadar önemlidir.

Honda’ya göre satmaktan zevk almadığınız bir ürün konusunda da başarılı olamazsınız. İşte bu yüzden Honda neredeyse her alanda ( havacılık, otomobil, tarım sanayisi ) varlığını sürdürüyor.

Kullanma zevki.

Kullanmaktan zevk almadığınız bir şeyi üretmek ve pazarlamaktan zevk alır mıydınız? Honda’nın 3. Ve en önemli üretim prensiplerinden biri de buydu. Kullanma zevki. Honda, kendi kullanmaktan zevk almayacağı hiçbir şeyi satmak istemiyordu.

Zorlukların ötesine geçmek.

Soichiro Honda ilk 1938’de ilk projesini maddi imkansızlıklardan dolayı eşinin mücevherlerini satarak yapmıştı. Motor pistonlarının segmanlarını tasarlayıp dönemin en büyük otomobil üreticisi olan Totoya’ya projesini sunan Honda, Toyota tarafından aşağılanmış ve projesi şiddetle ret edilmişti…

Honda piston segmanları üzerine 4 sene daha çalışarak Toyota’ya tekrar projesini sunmuş ve başarılı olmuştu.

İnandığı değerlerin peşinden gitmekte ısrarlı olan Honda tam da kendi fabrikasını kurmak üzere girişimlere başlamıştı ki 2. Dünya Savaşı engeline takıldı.

Japonya Devleti Honda’ya fabrikasını kurmak için gerekli olan betonun ülkede kalmadığını bildirmişti.

Soichiro Honda 2. Dünya Savaşı esnada eldeki malzemeler ile kendi çimentosunu icat etti ve ilk fabrikasını kurdu.

Kurulması oldukça meşakkatli olan bu fabrika Soichiro Honda’nın daha üretim planlarının tamamını gerçekleştirmeye imkan bulamadan savaş esnasında bombalanarak yerle bir edildi.

İmalat bölümünün tamamına yakını enkaza dönüştü. Ülke, Amerika tarafından işgale uğradı. Savaşın getirdiği kıtlık, fakirlik ve ham madde eksikliğine rağmen Soichiro Honda yılmadı. Amerika ordusunun attığı benzin tenekelerini toplayıp biriktirmeye başladı. Çünkü her şeyden önce ham maddeye ihtiyaç duyuyordu.

Sarsılarak yıkılmak ve asla vazgeçmemek.

Savaşın sonlarına doğru ham madde ihtiyacını giderip yeniden üretime geçmek üzere faaliyetlerde bulunan Honda’nın fabrikası bu sefer de art arda gerçekleşen depremler ile yerle bir oldu.

Ancak yılmayan Honda fabrikasını bir kez daha inşa etti.

Şu an da dünyanın en büyük 9. Otomobil üreticisi olan Honda markası kendi otomobillerini, motosikletlerini, tarım araçlarını, çim biçme makinelerini ve uçaklarını üretiyor.

1991 yılında hayatını kaybeden Soichiro Honda arkasında büyük bir üretim imparatorluğu ve tüm insanların örnek alması gereken bir hayat hikayesi bıraktı.

Engellerin aşılmak için var olduğu düşüncesini tüm dünyaya yaptıklarıyla haykıran Honda hayalleri ve idealleri olan herkesin örnek alması gereken biri.

Yazımı Soichiro Honda’nın meşhur sözüyle alıntılayıp bitirmek istiyorum.

“Başarının %99'u başarısızlıktır.”

Cihan Demir @TifosoTR

Otomotiv Endüstrisinde Hibrit'in Yeri

5 Ara 2019 15:22 tarihinde Apple. albayrak.biz tarafından yayınlandı   [ 5 Ara 2019 15:40 güncellendi ]

Son yıllarda otomobil sektörünün trend kelimelerinden biri olan Hibrit aslında kelime kökeni olarak Latince ‘Melez’ anlamına gelen bir sözcük. Melez sözcüğünün Türkçede ki karşılığı ise ‘Karışık’ anlamına geliyor.

Türkçeleştirmek gerekirse Hibrit ; aslında hem indüksiyon hem de dört zamanlı motorla çalışan temelde görevi bir taşıtı doğru şekilde ilerletmek olan kompleks bir sistem.
Bu sistemin çalışma prensibi ise oldukça basit.
Dört zamanlı motorlar da temel amaç ısı enerjisini hareket enerjisine çevirmektir.
( termik enerjiyi, kinetik enerjiye döndürme işlemi.)
Dört zamanlı motorların bu işlemi gerçekleştirebilmesi için gerekli olan şey ise ; yakıt.

Dünyada yakıt'ın genel anlamda tasarruf edilmesi konusunda yapılan onca seminer ve araştırmanının ardından otomobillerde yakıt tasaarrufu konusunu 'gerçek' anlamda ilk irdeleyen üretici Toyota oldu.

Toyota'nın yaptığı Araştırma - Geliştirme çalışmaları sonucunda otomobillerin yakıtı en fazla kullandığı zaman aralığının kalkış esnasında olduğuu ve eğer kalkışlar ve hızlanmalar esnasında dört zamanlı motor yerine başka bir alternatif kullanılabilirse bunun verimliliği standart bir otomobile göre yüzde 30 civarında arttırabileceği görüldü ve sene 1997'yi gösterdiğin de ortaya Totoya Prius çıktı.

Prius şarj gerektirmiyordu. Frenleme esnasında oluşan enerji ile kendi elektrik motorunu kendi şarj ediyor ve bu enerjiyi kalkışlarda kullanıyordu.
Kısaca Prius, Toyota'nın amaçladığı şeyi gerçekleştirmişti. Otomobilin en fazla yakıt tükettiği anlarda kendi kendine şarj ettiği elektrik motorunu kullanıyordu ve yakıttan tasarruf sağlıyordu.
Toyota Prius dünyanın ilk seri üretim hibrit otomobiliydi.
1.5 litrelik motora sahip dünyanın ilk hibrit otomobili 73 kW'lık elektrik motoruna sahipti ve otomobil endüstirinde temel taşı haline gelmişti.

1997 yılından bu zamana Prius sürekli üretildi ve geliştirildi. Öyle ki Tesla gibi yalnızca elektrik motoruyla çalışan otomobil üretme amacını taşıyan şirketler de ilham vermiş oldu.

Hybrit otomobiller 2016’da sadece 950 adet satıldı .2017 yılında ise bu sayı 4 bin 451 gibi oldukça yüksek bir orana ulaştı.
Artık Dünyada ve Türkiyede otomobil satışlarının kayda değer bir bölümünü bu hibrit otomobiller oluşturuyor.

Yarın belki de hiçbirimiz artık benzin istasyonlarına uğramayacağız. Yakıtın her damlasının önem kazandığı bu günlerde ulaşım için yakıt harcamayacağız bile.

Cihan Demir @TifosoTR

Frank-Werner Mohn ve ESP'nin İcadı

5 Ara 2019 15:04 tarihinde Apple. albayrak.biz tarafından yayınlandı   [ 5 Ara 2019 15:42 güncellendi ]


Frank-Werner Mohn, Mercedes-Benz Entwickler und Miterfinder von ESP

Elektronik Stabilizasyon Programı ya da bilinen kısaltlmasıyla ESP. Günümüzde üretilen milyonlarca otomobilde standart halde bulunuyor. Emniyet kemeri, yan aynalar, direksiyon gibi otomobilin olmazsa olmaz parçalarından biri.

Her şey genç Mercedes – Benz mühendisi Frank-Werner Mohn’un İsveçte kayak yaptığı sırada dengesini kaybedip ayağını kırmasıyla başlıyor. İletişimin günümüzdeki kadar gelişmediği 1989 yılında Frank-Werner Mohn saatlerce ayağı kırık halde kendisine bir yardım eli uzanmasını beklerken aslında aynı zamanda ESP sistemini icat ediyordu…

Frank-Werner Mohn ABS sisteminin çalışma prensibini iyi bilen bir mühendisti. ABS sistemini aracın tekerlerinin kilitlenmesini önleyen bir sistemdi. Peki ya ABS sistemi arabanın kayma açısıyla beraber direksiyonun dönüş açısını hesaplayabilen bir bilgisayar ile iletişime geçebilir miydi?

Frank-Werner Mohn’un tasarladığı sistem hem aracın motor gücüne ve gaz tepkilerine direkt olarak müdahale edebilecek hem de dört tekerdeki her bir freni ayrı ayrı kullanabilecek bir sistemdi.
ABS’nin icadından sonra otomobiller için ABS üreten tek ve en büyük şirket konumunda olan Alman mühendislik şirketi Bosch’un da buna benzer bir projesi vardı ancak Bosch’un tasarladığı sistem yalnızca acil durumlarda ani fren yapıldığı zamanlarda devreye giriyordu.
Frank-Werner Mohn’un tasarladığı sistem sürekli olarak otomobilin kayma ve direksiyon açılarını kontrol edecek ve yol şartlarına göre araca müdahale edebilecekti.
Sürekli olarak otomobilin yoldaki kayma, dönüş açılarını hesaplayan bir sistem.
Günümüzde ki ESP sisteminin çalışma prensibi Frank-Werner Mohn’un sürekli çalışan ESP sistemi üzerinde geliştirildi.

Oyuncak Helikopter ile yapılan başlangıç:
Mohn, Stuttgart’ta ki ofisine döndüğünde bir grup mühendis ile birlikte çalışmaya başladılar. Üstelik üzerinde çalıştıkları ilk alet bir otomobil değil oyuncak bir helikopterdi.
Mohn ve ekibinin ilk karşılaştığı problem yanal hareketi algılayabilecek bir sensör bulmaktı.
Oyuncakçıdan alınan helikopter üzerinde denen yanal sensörü geliştirmek 2 sene sürdü.
Diğer bir sorunda sensörün çalışma hızıydı. İlk ESP sisteminde kullanılan yanal sensör bir Scud Balistik Füzesinden alındı. Mohn’un ekibinin geliştirmesi ve füzeden alınan sensörün adapte edilmesiyle ESP sistemi 1991’de ilk defa Mercedes tarafından kullanılmak üzere onay almıştı.
Bu karar Mercedes yöneticisin katıldığı tek bir test sezonundan sonra hızlıca verildi. Buzlu parkurda yapılan testte yönetici, otomobili neredeyse test pilotu kadar hızlı kullanabildi. Sistem kapatıldığında ise ilk virajı spin atmadan neredeyse dönemedi.



Mohn o anı şöyle anlatıyor: ” Sistemin virajı dönerken kaymayı önlediğini gördüklerinde, yöneticiler hemen onayladılar. O dönemde bu bir devrimdi.”

Sistem ilk defa 1995 yılında bir Mercedes S-Klasse’de kullanıldı. 1997’de Mercedes bu sistemi en pahalı modelinden en ucuz modeline tüm modellerinde kullanmaya başladı ve sistemin patentini almadan tüm üreticilerle paylaştı. 10 yıl içerisinde Alman yetkililer tek araçlı kazalarda yaşanan ölümlerde büyük bir düşüş yaşandığını farkettiler. Endüstri uzmanlarına göre ESP sayesinde kurtulan yaşamların sayısı milyonları aştı. Bu teknoloji günümüzde pek çok gelişmiş ülkede en ucuz otomobillerde bile bulunmak zorunda.

Mohn şu an ne yapıyor? Mohn bu yıl, 35 yıllık iş hayatından emekli olacak. Son çalıştığı proje ise otonom sürüş üzerine. İronik olarak ESP sistemi icat edilmeseydi, günümüzdeki otonom sürüş sistemleri geliştirilemezdi. Her gün pek çok insanı koruyan sistemin hikayesi bu şekildeydi…

Cihan Demir @TifosoTR

1-3 of 3